02.12.07
GÖZETİM SÜRECİNDE GÖZETMENİN ROLLERİ
YÖRET GÖZETİM YAZILARI 2/ 10 ARALIK 2007
GÖZETİM SÜRECİNDE GÖZETMENİN ROLLERİ
1- Öğretmen rolü
2- Danışman rolü
3- Konsültan/müşavir rolü
4- Araştırmacı rolü
Gözetmenin bu rollerle ilgili geliştirmesi gereken beceriler şunlardır:
1- ÖĞRETME BECERİLERİ
- Gözetilenin öğrenme ihtiyaçlarını belirleme becerisi
- Gözetilenin öğrenme tarzını belirleme becerisi
- Öğrenme amaç ve hedeflerini yazabilme becerisi
- Gözetilenin ihtiyaç ve öğrenme tarzına uyan öğretme teknikleri geliştirme becerisi
- Materyali didaktik bir şekilde sunma becerisi
- Materyali yaşantısal şekilde sunma becerisi(göstermek,model olmak..)
- Bir müdahelenin mantığını anlatabilme becerisi
- Gözetilenin öğrenmesini değerlendirme becerisi
- Otorite rolünde rahat olmak
- Gözetilene yapıcı geri bildirim verme becerisi
2- DANIŞMANLIK BECERİLERİ
- Gözetilenle iletişim-bağlantı (rapport) kurabilme becerisi rapport-
- Kolaylaştırıcılık becerileri(sıcaklık,empati,gerçek/somut olmak(genuineness),
- .Zorlayıcılık becerileri(challenging)(kendini açma,ileri düzeyde empati,yüzleştirme,immediacy)
- .Gözetilenin kendi güçlü yönlerini,sınırlılıklarını,danışmanlık becerilerini araştırması için kolaylaştırıcı olma becerisi
- -Gözetilene danışanı ile ilgili duygularını, danışmanlık ve müdahele amacını araştırması için yardım becerisi
- .Gözetilene gözetim ile ilgili duygularını araştırması için yardım etme becerisi
- .Ön görüşme yapabilme becerisi
- .Kapanış/sonlandırma seansı yönetme becerisi.
- .Yönlendirme becerisi
- Kişilerarası dinamik bilgisine sahip olma
- Danışmanlık teorilerini bilmek
- Danışmanlık tekniklerinde uzmanlık
- Belirli tip danışan ve konularda uzmanlık(intihar,mesleki danışmanlık..gibi)
- Temaları ve davranış biçimlerini belirleme becerisi.
- Danışma becerilerini ele alma becerisi(handle counseling skills)
- Esneklikle cevap verebilme becerisi
- Gözetilenin danışanıyla ilgili verileri ‘Vaka Olgusu’haline dönüştürme becerisi
3- KONSÜLTASYON (MÜŞAVİRLİK) BECERİLERİ
- Problemi objektif olarak ölçme becerisi
- Problem-danışanla ilgili alternatif kavramlar ve müdaheleler sağlama becerisi
- Gözetilenin alternatif çözümler üretebilmesi için kolaylaştırıcı olma becerisi
- Gözetileni kendi seçimlerini yapması,danışan ve danışmaları hakkında verdiği kararların sorumluluğunu alması için yüreklendirme becerisi
- Gözetilenle daha akran-meslekdaş ilişkisi içinde olma becerisi
4- ARAŞTIRMA BECERİLERİ
- Danışan veya gözetilenle ilgili kesin ve güvenilir gözlem yapma becerisi
- Test edilebilir hipotezler kurma becerisi
- Hipotezi test etmeye yarayacak veri toplama becerisi
- Hipotezi değerlendirme becerisi
- Yeni veri toplayarak,hipotezi yenileme ve yeniden test etme becerisi
- Değişimi etkileyen faktörleri tanımlama becerisi(gözetilenin kişisel sorunları gibi)
- Yeni araştırmaları inceleyip gözetim sürecine katma becerisi(danışman-danışan dinamikleri,ölçme,danışmanlık müdaheleleri,gözetim müdaheleleri..)
KAYNAK
Borders,L.D.,Brown,L.L. (2005). The New Handbook of Counseling Supervision. NJ: Lawrence Erlbaum Associates,Inc.
Hazırlayan : MİRYAM ANJEL
|
07.12.07
Süpervizyon/Gözetim Standartları - Gözetmen Standartları
SÜPERVİZYON/GÖZETİM STANDARTLARI
GÖZETMEN STANDARTLARI
Terminoloji
Süpervizyon : Gözetim
Süpervizör : Gözetmen
Süpervizyon alan : Gözetilen
1. Profesyonel danışman gözetmenler, eğitim, uygulama ve gözetim altında çalışarak bilgi, beceri ve yeterliliklerini geliştirmiş olan profesyonel kişilerdir.
Danışmanlık teorilerini, tekniklerini, sistemleri bilir ve gösterir; danışmanlığa felsefi, teorik ve metodolojik bakış açısını yansıtırlar.
2. Profesyonel danışman gözetmenin kişilik özellikleri rolüyle uyumludur.
Becerilerini sürekli geliştirir, bireysel farklara karşı duyarlıdır. Kendini değerlendirme ve geri bildirim alma yoluyla sınırlılıklarını bilir. İyimserdir, destekleyicidir, motivasyona sahiptir, mizah anlayışı vardır.
3. Profesyonel danışman gözetmen meslek etiğini, ilgili kanunları bilir ve uygular.
4. Profesyonel danışman gözetmen gözetim ilişkisini iyi bilir ve bunu gösterir.
Bireysel farkların gözetim ilişkisinde etkisini bilir ve anlatır. Danışanın davranışlarının sorumluluğunu almasını bekler, güven ilişkisi kurar. Danışanın bireysel ve profesyonel ihtiyaçlarına duyarlıdır, hem zorlar, hem destekler.
5. Gözetim metod ve tekniklerini bilir ve uygular.
Rolünü tanımlar, teknikleri uygular, danışanın gelişmesi için uğraşır.
6. Gözetilenin gelişme sürecini bilir ve buna göre davranır.
7. Vaka tanımlamayı ve yönetmeyi bilir.
8. Gözetilenin hastasını/danışanını ölçmeyi ve değerlendirmeyi bilir.
9. Yazılı-sözlü raporlama ve kayıt tutmayı bilir.
10. Gözetilenin danışmanlık performansını değerlendirebilir.
11. Danışmanlık ve gözetim konusunda sürekli araştırmaları takip eder ve öğrendiklerini gözetim sürecinde kullanır.
KAYNAK:
Borders,L.D.,Brown,L.L.(2005).The New Handbook of Counseling Supervision.New Jersey:Lawrence Erlbaum Ass.Publishers
HAZIRLAYAN: MİRYAM ANJEL,Uzman Psikolojik Danışman,YÖRET Vakfı Eğitimcisi
|
07.12.07
Psikolojik Danışman olmayı nerede ve nasıl öğreniriz ?
Terimler:
Mesleki Kimlik
Gözetim/Supervizyon
Gözeten
Gözetilen
Psikolojik Danışman
Danışan
Akran Destek Grubu
Psikolojik Danışmanlık eğitimi sırasında alınan bilgi ve edinilen beceriler ve eğitim sürecinde aşılanan değerler acaba PDR uzmanı olmak için yeterli mi? Yoksa PDR uzmanı olmak bir uygulama ve gözetime dayalı bir gelişim süreci mi olmalı?
Yardımcı mesleklerde mesleki kimlik edinmek için yardım türleri hakkında öğrenilen bilimsel yaklaşımlar yeterli olmamaktadır; bu bilgi ve beceriler uygulamalarla pekiştirilmeli, kişilikliğimizle bütünleşmelidir. İyi bir danışman kendi duygu ve düşüncelerinin ayırdına varır, başkalarınınkilere saygılıdır. Mesleki motivasyonu (bilgi-umut-kararlılık) arttırıcı eğitimlere katılır. Tek başına kalıp denetimsiz çalışmadan önce kendinden daha deneyimli kişilerden aldığı gözetim desteğiyle değerleri ve davranışlarının karşısındakileri nasıl etkileyeceğini öğrenir. Bahsedilen modelde kişide gelişim olması için gözetim (supervizyon) çok önemlidir; çünkü hem gözetilenin, hem de onun danışanının haklarını korumayı; etik kurallara uymayı sağlar; çatışmaları çözmeyi ve kimseye zarar vermeden iyi bir Danışman olmayı öğretir.
Mesleğe başlarken yeni mezunlarda kaygı düzeyinin yüksek olduğu araştırmalarda görülmüştür. Teoriden uygulamaya geçerken, kişilerde öz güven eksikliği görülür. Başkalarına yardım etmek için gereken donanıma yeterince sahip miyim? Ne söylersem yardımcı olurum? Duruşumu nasıl ayarlamalıyım? Bu soruların altında bulunan kaygıya rağmen kişiler bir an önce danışmanlık deneyimi yaşamayı ve yaşayarak öğrenmeyi sabırsızlıkla beklerler. Uygulamalarda karşılaşılan durumlar gözetimler sırasında ele alınır ve çözümlenir. İkilemler bütünleşir, konular teorik olmaktan çıkar, bilgi ve beceriler uygulamada kolayca kullanılabilir hale gelir. Böylece karşısındakilerle empati kuran, insanlara yararlı bir hizmet veren olgun psikolojik danışman kimliği ortaya çıkar.
Bahsedilen kimlik oluşumunu bir “kaygı yolculuğu”dur. Yolculuk mesleği seçerken başlar. Öncelikle psikolojik danışman olacak kişiler kendi geçmişinde kimlerden destek aldıklarını, hangi durumlarda yardım bulamadıkları için kendilerini kötü hissettiklerini, başkalarına yardımcı olmak için ne tür bilgi ve becerilere ihtiyaçları olduğunu incelemelidir; çünkü
“insanlara yardımcı olma isteği – ihtiyacı” mesleki kimlik açısından geçmişte yaşananların da etkilediği bir duygudur ve yardım mesleklerinde çalışanların kendi değer ve inançlarıyla yardımcı oldukları danışanlarının değer ve inançlarını etkilememek için azami gayreti gösterimelidir.
Her ne kadar birçok üniversiteli psikolojik danışmanlığı ilk tercih olarak yapmamış olsa da,
üniversite yılları sona ererken, meslek sevgisi duyanların bu eğitim sürecinde mesleği benimsediklerini ve yardım mesleklerinde olmaktan kıvanç duyarak hayata başladıklarını söyleyebiliriz. Psikolojik Danışmanlık bölümünde dört yıl eğitim görmek, kendinden farklı değer ve davranışları olan danışanlara bağımsız olarak hizmet vermek için yeterlı sayılmaz. Yardım becerileri uygulayarak, yaşantıları meslektaşlarla ve deneyimli uzmanlarla paylaşarak, söylem ve önerilerin etkisini daha derinden anlayarak geliştirilir.
Mesleğe başlarken kaygı yükü taşıyan gençler kendi eğitimlerinin yeterli olup olmadığını sorgularlar, beklentilerinin ve kişiliklerinin mesleğe uygun olup olmadığını henüz bilmezler. İçsel konuşmalarında “Bir danışanla karşılaştığımda ne yapmalıyım?” sorusu onların başlangıçta sorumluluk almalarını zorlaştırır.
Bildiklerinin ve yaptıklarının yeterliliğine ait güven kazanmak için çevrelerindeki yöneticilerden ve hocalarından olumlu geri bildirim almak kadar akran desteği bulmak ta yararlıdır. Gözetim ve Akran desteğinin kurumsallaşması amacıyla mesleki sohbet toplantılarını düzenlenebilir, meslek gruplarında vaka sunumları ve tartışmaları yapılabilir. Aynı formasyondaki (akran) kişilerin farklı görüşler ortaya koyduğu çalışmalar yanında, farklı formasyonda olup aynı danışan grubuna hizmet veren (akranlar) yani farklı meslek elemanlarından oluşan ekiplerle de paylaşım ve gelişim sağlanır. Örneğin okulda Psikolojik Danışman-Öğretmen-İdareci, veya Danışmanlık Merkezinde Psikolojik Danışman-Doktor-Psikologtan oluşan ekipler birlikte düşünüp tartışarak birbirlerine bilgi ve becerilerini aktarırlar. Akran grup çalışmaları ve gözetim toplantıları duygu ve düşüncelerin paylaşımını sağlar, içgörüyü ve hizmet kalitesini arttırır.
“Danışmanlık nedir?” – “Danışman tam olarak ne yapar?” – “Kişilerin kendilerine yardım etmesini desteklemek için nasıl çalışılır?” – “Danışanın gözüyle olaylara nasıl bakılır?” – “Meslek etiği danışanı ve danışmanı ne zaman korur?” sorularının cevapları Gözetim çalışmaları sırasında Gözeten ile Gözetilen birlikte verirler. Oluşturulan bilinç Mesleki Kimliğin oluşması ve başlangıçta kaygı yolculuğu olarak tanımlanan belirsizliklerin giderilmesidir.
Gözetim kişinin kendisiyle barışık olmasına da katkıda bulunur. Gözetim toplantılarında Psikolojik Danışmanların kendilerini tanımaları ve kendi değer ve tutumlarının farkında olarak, başkalarına bulaştırmamaları için çalışılır. Ancak kendisiyle barışık kişiler başkalarının sorunlarını dinmeyi, anlamayı, kendilerinden farklı da olsa o kişilerin düşüncelerini kabul etmeyi bilirler, böylece danışmanlık yoluyla onlara yardımcı olabilirler. Farklılığı kabul etmek, davranışı onaylamak anlamına da gelmez. Örneğin ailesinde suç oranı yüksek olan bir çocuk, onu suça teşvik eden babasını hem seviyor, hem de yapılanlardan korkuyor ise, danışmanın çocuğun karmaşık durumunu anlamaya çalışmalıdır. Yani danışman çocuğa, “Seni anlıyorum, ancak suç sayılacak işler yapmanı doğru bulmuyorum”, diyebilir. Çocuğun değerlerinin gelişmesini kolaylaştırıcı ortamlar oluşturarak, olumlu tutumlar geliştirmesi ve toplumla uyumlu olması için model olur ve varlığını kabul ederek onun kendine yön vermesine yardımcı olur.
Kaynak: M.Woodside, AH.Oberman, KG.Colet, EK. Carruth. Learning to be a Counselor, A Prepacticum Point of View. P.29. Journal of Counselor Education and Supervision.
Eylül 2007, Vol. 47 No.1
Nüket Atalay MSW
|
09.04.07
Eğitim sadece öğretmenle mi yapılır?
(Şermin Külahoğlunun 20/03/2007 tarihinde Radikal Gazatesinde çıkan yazısı)
’Psikolojik danışma ve rehberlik’ alanı, öğretmenlikten ayrı ve farklı bir meslek alanıdır. Psikolojik danışmanlar, bir dersin öğreticisi değildir. Bazılarının isimlendirişiyle ’rehberlik öğretmenliği’ gibi bir meslek dalı yoktur. Eğitim birçok uzmanlığın işbirliğini gerektiren bir süreç
Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), 19.01.2007 tarihinde, dört akademisyenden oluşan bir komisyon kurarak, bir gün içinde, ’ders ekleme ve ders çıkarma’ yöntemiyle Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik lisans programını,
’Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Öğretmenliği’ programı olarak düzenlemiş ve psikolojik danışmanlığı rehberlik öğretmenliğine dönüştürmenin adımını atmış bulunmaktadır.
Bu gelişme, ülkemizde hâkim görüş olan, eğitimin yalnızca öğretmenlerle yapılacağı, dolayısıyla eğitim fakültelerinin tüm bölümlerinin ’öğretmen’ yetiştirdiği düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Bu, bir yanılgıdır.
Çağdaş eğitimi gerçekleştirmenin ve insan yetiştirmenin ne denli çok boyutlu bir süreç olduğunu göz ardı eden, ’tüm yönleriyle bir bütün olarak gelişmiş insan’ yetiştirmenin sadece öğretmenlerle gerçekleştirilebileceğini düşünen indirgemeci bir yaklaşımdır.
İnsan yetiştirmek
Bir ’insan’ın yetişmesi, yalnızca öğretmenlerle gerçekleşebilecek kadar basit ve kolay bir olgu değildir. Öğrencilerin okullarda öğretmen ve yöneticiler dışında ve onlardan farklı işlev ve yaklaşımdaki çalışanların desteğine de ihtiyaçları vardır. Burada akla öncelikle, psikolojik danışman (rehber öğretmen) gelir. ’Rehberlik ve psikolojik danışmanlık’ alanı, çağdaş eğitim anlayışının gerektirdiği destek hizmetleri grubu içinde yer alır. Yani bir öğretmenlik alanı değil, öğrenciyi ve okuldaki eğitimi destekleyen öğrenci kişilik hizmetlerindendir. Psikolojik danışman dışında, eğitim programlayıcısı, halk eğitimi uzmanı, ölçme ve değerlendirme uzmanı gibi, öğrencinin kişilik eğitimini çok yönlü ve çeşitli yönlerden destekleyen hizmetlerin de okullarda yer alması gerekir. Öyleyse, eğitim fakülteleri öğretmenlik programlarından ibaret olmamalı, tüm bu uzmanlıkları yetiştiren programlara yer vermelidir.
Çağdaş eğitim, rehberlik anlayışıyla yapılan eğitimdir, yani öğrencinin yalnızca bilgi kazanmasını değil, onun hayat boyu öğrenmeyi, çalışmayı ve yaşamayı bilen bir yetişkin olmasını amaçlayan eğitimdir. Okul çocuğa sürekli öğrenmeyi, çalışma yaşamını ve hayatı öğretmelidir. Bu da sadece bilgi aktarımıyla olmaz. Öğretmenlerin, rehberlik anlayışıyla öğretmenlik yapmaları, tüm çalışanların öğrencinin gelişimine katkıda bulunacak nitelikte davranmalarıyla olur. Sizce, bu durum okullarımızda mevcut mu? Şu tabloyu gözünüzde canlandırmaya çalışın: Bir öğrenci düşünün ki; psikolojik danışmanla (rehber öğretmen) 15-20 dakikalık görüşmesinden, benlik saygısı epey beslenmiş ve özgüveni desteklenmiş olarak ayrılıyor olsun.
Özgüveni yara alır
Ne yazık ki; psikolojik danışmanın odasından çıktığı andan itibaren, yaşadıkları, genellikle bu kazanımın yıkımına yol açacak özelliktedir. Örneğin, odadan çıktığı anda yerleri paspaslamakta olan hizmetliden, sildiği yerlere bastığı için usturuplu bir küfür ve azar işitebilir ve özgüvenine vurulan ilk darbeyi alır. Koridorda ilerlerken, karşılaştığı okul zorbasının alayları ve aşağılamasına maruz kalabilir. Özgüveni bir yara daha alır. Sınıfa girer ve belki, biraz geç kaldığı için öğretmenin onu sınıfın önünde azarlaması, rezil etmesi sonucu, psikolojik danışmanın (rehber öğretmen) kazandırdıklarından son artakalanlar da yitip gidebilir.
Bu tablodaki gibi, günümüz okullarında öğrencilerin kişilikleri okullarda geliştirilmek yerine bozulmakta, yıkılmakta, psikolojik danışmanlar da (rehber öğretmen) sürekli bu bozuklukları tamir etmekle uğraşmaktan öteye gidememektedirler. Bu ’yap-boz’ sürecinde elde kalan sıfır olmaktadır. Oysa okullar rehabilitasyon merkezleri değil, gelişim ortamları olmalıdır.
Bunun mümkün olması ise, ’eğitim = öğrenci kişilik gelişiminin amaçlanması= rehberlik anlayışıyla eğitim’ yaklaşımının benimsenmesine bağlıdır. Psikolojik danışmanın en önemli rolü buradadır. Psikolojik danışmanlar, öncelikle, öğrencilerin kişisel-sosyal, eğitsel, mesleki yönden sağlıklı gelişebilmeleri, topluma aktif uyum sağlayabilen, başarılı, üretken, mutlu kişiler olabilmeleri için yardım hizmeti verirler. Bunun yanı sıra, öğrencinin kendisine olduğu kadar, başta öğretmenler olmak üzere, yöneticilerin ve ailelerin de çocuklarının gelişimine rehberlik edebilmeleri yönünde hizmet verirler . Okulun genel atmosferinin, öğrencilerin ’tüm yönleriyle-bütün olarak’ gelişmesi için sağlıklı bir ortam olarak düzenlenmesinde yönlendirici ve önemli bir etkiye sahiptirler. Öğretmenlere, öğrencilerini anlamada ve onlara yönelik içgörü geliştirmede, ailelere de çocuklarının yaş özellikleri, davranış biçimleri, gereksinimleri, konusunda müşavirlik etmek, psikolojik danışmanların önemli işlevlerinden biridir.
Okulda ortak bir rehberlik anlayışının oluşumunu, okul içi iletişimin ve paylaşımın gelişimini, ailelerin eğitsel katkısının artmasını sağlayacak müşavirlik hizmetleri, günümüzde psikolojik danışmanların önemi gittikçe artan bir rolüdür. Öğretmenlerin sınıf yönetimi ve iletişim becerileri açısından donanımlı olmalarına verilen önem ve duyulan gereksinim arttıkça, psikolojik danışmanların müşavirlik desteğine ihtiyaçları da artmıştır.
Uzmanlık ve yardım
Sonuç olarak, ’psikolojik danışma ve rehberlik’ alanı, öğretmenlikten ayrı ve farklı bir meslek alanıdır. Psikolojik danışmanlar, bir dersin öğreticisi değildir. Bu bağlamda, bazılarının isimlendirişiyle ’rehberlik öğretmenliği’ gibi bir meslek dalı yoktur. Rehber öğretmen Türkçe veya matematik öğretmeni gibi, bir ders kapsamında öğrenciye rehberlik öğretmez, rehberlik ve psikolojik danışmanlık yapar. Rehber öğretmen adı, alan çalışanlarının muhalefetine rağmen, MEB’in, okullarda istihdam ettiği ’psikolojik danışma ve rehberlik’ lisans mezunlarına verdiği bir kadro unvanıdır. ’Psikolojik danışma ve rehberlik’, bir uzmanlık alanıdır, ’psikolojik danışmanlık’ ise bir yardım mesleğidir. Okullarda daha çok bir otorite figürü olarak algılanan öğretmenlerle psikolojik danışmanların işlevleri gereği birbirinden çok farklı oldukları, bu iki rolün asla birbirlerine karıştırılmaması gerektiği, lisans programı başlangıcından itibaren öğrencilerimize öğrettiğimiz bir konudur.
Öğretmenlikten ayrı bir bilim alanının, dünyadaki geçerli tanımı ve işlevinden ayrı olarak, öğretmenlik programına dönüştürülmesinin, alanın felsefi temeli, mesleğin oluşumu, işleyişi ve toplumumuzun gereksinimleri açısından sakıncalı olabileceği düşünülmelidir.
Prof. Dr. Şermin Külahoğlu: Uludağ Üniversitesi, Eğitim Fakültesi
|
14.02.07
Meslek Andı
"Psikolojik Danışman olarak, kazandığım bu bilgi ve becerileri benden yardım isteyen danışmanlarımın iyiliği için kullanacağım. Danışana daima saygılı davranacağım; kararlaştırılan saatte onu görüşmeye alıp, içten bir ilgi ve dikkatle dinleyeceğim. Danışanı hiçbir şekilde kendi maddi ya da psikolojik ihtiyaçlarımın doyum aracı olarak görmeyeceğim, ondan yasal haklarım dışında çıkar sağlamaya kalkışmayacağım, onunla profesyonel sınırları aşan ilişkiler kurmayacağım.
Bilgimin yetersiz olduğunu kabul ederek daima kendimi geliştirme çabası içinde olacağım. Yeterlik sınırlarımı aşan vak’aları ilgili kurumlara gönderecek, danışanı asla deneme aracı olarak kullanmayacağım. Bildiklerimi meslektaşlarımla paylaşacağım, tartışacağım. Meslektaşlarımı küçük düşürecek söz ve davranışlardan kaçınacağım.
Meslek yaşamım boyunca bir Psikolojik Danışman olmanın gururunu duyacak mesleğimi geliştirmek için çaba harcayacağım."
Hazırlayan: Prof. Dr. Yıldız KUZGUN
|
11.12.06
İçedönük Çocuklar
· Duygu ve düşüncelerinin çoğunu kendine saklar.
· Önce düşünür sonra konuşur.
· Enerjisini kendi iç dünyasından alır ve ilgisini iç dünyasına yönlendirir.
· Uzun süre kalabalık ortamlarda bulunmaktan hoşlanmaz.
· İnsanlarla uzun süre diyalog ve etkileşim halinde olmak onu yorar.
· Kalabalık bir ortamda bulunmanın çocuğunuzun aküsünü bitirdiğini ve dolmak için kendi kendine kalmaya ihtiyaç duyduğunu söyleyebiliriz.
· Kısıtlı bir zaman diliminde, bir tek kişiye veya işe yönelmekten hoşlanır.
· Bu yüzden, arkadaşlarıyla olmayı sevse de, tek başına olmanın sükunetini arar ve dinlendirici bulur.
· Oyun oynarken veya (ders) çalışması gerektiğinde, yoğunlaşmış bir kararlılıkla odaklanabilir; kendisini dış dünyadan soyutlayabilir.
· Bir oyun veya aktiviteyi önce dışarıdan gözler, katılmak isteyip istemediğine dışarıdan karar verir.
· Herhangi bir olay/durum karşısındaki takındığı tavır “izleyerek öğrenmek”tir.
· İçe bakış ile enerji toplar.
Dışadönük Çocukların Çalışma Tarzları
Hızlı bir tempoda çalışmayı ve hızlı bir biçimde bir işten diğerine geçmeyi sever. Bu yüzden yüksek konsantrasyonla bir derse veya oyuna yoğunlaşmasını beklemeyin. Bunun yerine birden fazla ilgi alanı edinmesini teşvik edin.
· Anne-babası, nasıl olup da yorulmadığına şaşırırlar.
· İş ve ödevlerini yaparken hareket halinde olmasına izin verin. Birkaç işi karşısına alıp, yorulduğunda birinden diğerine geçerek çalışmak verimini arttırabilir.
· Yaşayarak öğrendiği için, buna imkan tanıyan ortamlarda bulundurun.
· Kalabalık ortamlarda daha iyi konsantre olabilir. Ev ödevleri ve diğer tek başına yapması gereken işleri mutfak masası gibi, giren-çıkanın olduğu bir yerde yapmasına izin verebilirsiniz.
"Dışadönük Çocuklar"
Duygu ve düşüncelerini kolayca belli eder: Ya sözlü olarak, veya fiziksel tepkileriyle.
· Sesli düşünür.
· İnsanlarla bir arada olmayı sever.
· Şöyle diyebiliriz; birileriyle etkileşim halinde olmak üzerinde “şarj edici” bir etki bırakır.
· Tek bir konu, uğraş veya oyuna odaklanıp kalmaktan hoşlanmaz. Bunun yerine aynı anda birden fazla şeye yönelmeyi sever.
· Çevresine açık bir yapısı vardır.
· Genellikle ilgi odağı olmaktan hoşlanır.
· İnsanların ilgisini üzerinde hissetmekten rahatsız olmaz.
· Çeşitlilik ve hareketi sever.
· Kolay heyecanlanır.
· Kendisinden bahsetmeyi sever ve insanlardan gizlenme ihtiyacı duymaz.
· Sürekli koşuşturma halinde olmaktan çok hoşlanır.
· Bir aktivite veya oyuna düşünmeden katılır, sevip sevmeyeceğine katıldıktan sonra karar verir.
· Dolayısıyla herhangi bir olay veya bir durum karşısındaki takındığı tavır, onu inceleyerek değil, “yaşayarak öğrenmek” şeklindedir.
· Etkileşim ile eneji toplar.
ÇOCUĞUNUZ ENERJİSİNİ NEREDEN ALIR?
“Enerjik ve Deli Dolu” mu, “Kendi Halinde Bir Çocuk” mu?
İlk boyut, çocuğunuzun harekete geçmeden önce nereden enerji aldığını gösterir. Kimi çocuklar enerjilerini çevreden edinirken, kimi çocuklar da kendi iç dünyalarından enerji alırlar. Bu özellik aynı zamanda çocuğunuzun enerjisini ve dikkatini hangi yöne yönelttiğini de gösterir. Enerjisini iç dünyasından alan çocuklara “İçedönük” veya “İçedönük”; enerjisini çevreden alan ve duygu-düşüncelerini çevresine yansıtarak ifade eden çocuklara “Dünyasını Paylaşan” veya “Dışadönük” diyoruz. İçedönük çocuklar, diğerlerinden daha sakindirler. Kalabalık ortamlarda çabuk yorulurlar. Tekrar enerji toplamak için yalnız kalmaya ihtiyaç duyarlar. Dışadönük çocuklar ise tam tersi olarak kalabalık ve sosyal ortamlarda normalde olduklarından daha neşeli ve enerji doludurlar.
Çocuklar arasında, yalnızca dışarıdan bakarak, basit bir gözlem ile onun hareketli, konuşkan ve enerjik mi; yoksa kendi halinde, akıllı-uslu ve sessiz-sakin mi olduğunu söyleyebilirsiniz. Bazı çocuklar yabancılarla tanışır tanışmaz konuşmaya başlarken, bazıları çekingenlik gösterir. Çekingen ve mesafeli durması, genel kanının aksina o çucuğun sosyal becerilerini veya zekasını göstermez. Toplumumuzda maalesef, yaramaz ve hareketli çocukların daha zeki olduklarına dair yanlış bir düşünce vardır. Bir çocuğun hareketli veya sakin olmasıyla zekası arasında ilişki yoktur. Fakat bu veriler, çocuğunuzun kişilik yapısı ve mizacı konusunda size bilgi verir. Sadece “İçedönük” veya “dünyasını paylaşan” bir çocuk olduğunu öğrenerek, mizacı konusunda çok fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.
İçedönük çocuklar his, düşünce ve fikirlerini kendi iç dünyalarında olgunlaştırmak isterler. Dışadönük çocuklar ise duygu ve düşüncelerini hemen dışavururlar. Dışadönük bir çocuğa sahip anne-babaların bazıları, çocuklarının bir kez konuşmaya başladı mı hiç susmadığını söyleyerek dert yanarlar.
Dışadönük bir çocuğun ne düşündüğünü/hissettiğini bilmiyorsanız onu dinlememişsinizdir.
İçedönük bir çocuğun ne düşündüğünü/hissettiğini bilmiyorsanız ya sormamışsınızdır, veya anlatması için yeterince beklememişsinizdir.
Yukarıdaki yazı http://www.ssertac.blogspot.com adresinden alınmıştır.
|
31.10.06
"Bilgi Notu"
"Bilgi Notu"nun ilk sayısını www.yeniden.org.tr sitesinde bulabilirsiniz. Dergi daha çok madde bağımlılığı alanındaki haberlere, araştırma özetlerine, kısa ve pratik bilgilere, örnek etkinliklere ve dernek çalışmalarına yer ayırmaktadır.
Bazı Yazılar:
Online madde satışları
Afganistan’da afyon üretimi her geçen yıl artıyor…
ABD’de sigara satışları düşüyor…!
Madde kullanan kişiye nasıl yaklaşıl-malı?
Ergenler ve Bağımlılık
Erken yaşta alkol kullanımıbağımlılığı
Merkezi Sinir Sistemimiz: Nasıl Çalışıyor?
Bağımlılıkta cinsiyet ayırımı: Kadınlar daha kolay (mı?) bağımlı oluyorlar
Türkiye’de çocuklara yönelik ticari cinsel sömürü konulu ulusal müzakere toplantısı
Bir toplum temelli ruh sağlığı modeli: Beyoğlu GADEM
|
26.10.06
Gençler Hayatı Nasıl Algılıyor!
Türkiye gündemini değerlendirdiğimizde gençlerimizin katıldığı şiddet içerikli olayların giderek arttığını görüyoruz. Hatta geçtiğimiz eğitim döneminde yaşanan olaylar o kadar yüksekti ki neredeyse hemen hemen her gün medyada bu konuyla ilgili bir haber bulmak mümkündü. Küçük kavgalardan başlayan, çete üyeliğine dayanan şiddet olayları artık cinayetle son bulmaya başladı.
Tüm bu gelişmelerin ışığında, yeni eğitim ve öğretim dönemi başlangıcında bu toplumsal soruna akademik bir yaklaşım sergilemek istedik. Bir ülkenin yapacağı en büyük stratejik öngörülerden birisi genç kitlesini değerlendirebilmesidir. Biz de UPSAM Uluslararası Politik ve Stratejik Araştırmalar Merkezi olarak gençlere yönelik “GENÇLER HAYATI NASIL ALGILIYOR” başlığı altında anket uygulaması yaptık.
Lise I, II, III öğrencilerine uygulanan anket 17 şehir merkezinde yapıldı:
İstanbul, Erzurum, İzmir, Ankara, Trabzon,Kayseri, Manisa, Rize, Samsun, Giresun, Kütahya, Artvin, Zonguldak, Tokat, İzmit, Hakkari, Gaziantep
Gençlere demografik özellikler hariç 38 soru yöneltildi. Soruların hepsi açık uçlu sorulardı, soruların cevap seçenekleri yoktu. Anket 1850 kişinin katılımı ile gerçekleşti. Anketin saha çalışması Haziran (2006) ayında gerçekleşti. Yüz yüze görüşmeler yapılarak cevaplara ulaşıldı.
Araştırma, Psikolog Yrd.Doç.Dr. Şule Kaya’nın başkanlığında (Beykent Üniversitesi Psikoloji Bölümü) UPSAM Bilim Kurulu Danışmanları, Sosyal ve Siyasal Araştırmalar Kurulu ve Medya Araştırmaları Kurulu üyeleri tarafından gerçekleştirildi ve değerlendirildi. Anketin soru-cevapları ve analizi ayrıntılı olarak raporumuzda yer almaktadır.
UPSAM anketinin en önemli sonucu gençlerden yükselen Çığlık’tır. Gençlerimiz adeta bizleri kurtarın diyerek ÇIĞLIK atmaktadır. Bu yardım sesini duymak ve çözüm yollarını aramak hepimizin görevi. Ailesinden ve yakın çevresinden şiddet gören, çevresine şiddet uygulayan, izlediği filmler, örnek aldığı karakterler, beğendiği sanatçılarla şiddet dürtülerini besleyen bir genç kitle karşımıza çıkıyor. Eğer bu Çığlığı duyup, tedbirlerini almazsak hiçbir konuda iyi ve başarılı bir Türkiye hayal edemeyiz.
GENÇLER HAYATI NASIL ALGILIYOR
ANKETİNİN ANALİZİ
Okullarda ve sokaktaki şiddet, toplumumuzu tehdit edecek boyutlara geldi. Okullarda yaşanan ve basına yansıyan şiddet olayları eğitim kurumlarını ve çocuklarını eğitim için okullara yollayan aileleri zor duruma düşürmektedir. Bunun yanı sıra kapkaç olaylarının artması, bu olayların çoğunlukla gençler tarafından yapılması, gençlerimizin zor durumda olduğunu düşündürmektedir. Neden gençlerimiz geçmişe oranla daha fazla şiddet uygulamaktadır. Bu durum akla şu soruları getirmektedir;
o Gençler şiddete önceden de eğilimliydi de bunu ortaya mı çıkartamıyordu?
o Gençler kimleri örnek almaktadır?
o Ailenin, gençlerin şiddeti öğrenmelerinde etkisi nedir?
o İnternet ve bilgisayar oyunlarının şiddet üzerindeki etkisi nedir?
Yapılan anket sonuçlarını Psikoloji bilimi açısından değerlendirecek olursak; şiddeti birinci dereceden yakınları olan anne, baba, kardeşten görmeyen kişiler şiddeti kötü bir durum olarak algılarlar ve başkalarına uygulamayı düşünmezler. Anket sonuçlarına baktığımızda ise uygulama yapılan kişilerden %74’ü ailede şiddet gördüğünü ifade etmiştir. Yine %65’i şiddeti başkalarına uygulamıştır. Kime uyguladıkları sorulduğunda %31’i kendisini kızdıranlara ve %25’i kızlara şiddet uyguladığını belirtmiştir.
Yapılan ankette anne-babasının birbirine şiddet uygularken görenler ise %51’i oluşturmakta ve ailede problem çözme şekli olarak şiddeti gördüğünü ifade etmektedir. Bu durum ailede eşler arasında hoşlanmadıkları, kendilerini kızdıran bir durumla karşılaşıldığında eşlerin birbirine şiddet uygulayabildiğini göstermektedir. Ve %51 gibi bir oranla çocukların bu duruma şahit olduğunu anlayabiliriz. Anket sonuçlarına baktığımızda bu duruma şahit olan çocuklar bu problem çözme yöntemini kendilerini kızdıran diğer kişilere, arkadaşlarına, kız arkadaşlarına (flörtlerine) uygulamakta çekince duymadıklarını görebiliyoruz.
Uygulamayı kız-erkek olarak eşitleyerek yaptık. Uygulamaya katılan gençlerin anneleri %60’ı ilkokul, %32’si lise, %8’i üniversite mezunu olarak belirlendi. Babalarının eğitim durumu ise %24’ü ilkokul, %51’i lise, %25’i üniversite olarak ifade edilmiştir. Bu yüzdelere bakıldığında anket Türkiye’nin eğitimli kabul edeceğimiz ailelerinin çocuklarına uygulanmıştır. Uygulamaya katılan kişiler lise 1,2,3’üncü sınıfta okuyan eğitimli gençlerdir.
Anne babanın ayrı mı, beraber mi sorusuna aldığımız cevap ise %77’sinin beraber olduğu yönündedir. %23’ü ayrı olduğunu belirtmiştir. Fakat %77 gibi ciddi bir çoğunluk beraber olduğunu ifade ettiği için ayrı anne baba çocuklarının durumunu çok yansıtmadığını düşünebiliriz.
Ayrı anne babaların çocuklarının daha fazla problem içerdiği yönünde bir önyargının bu grubun verileri için söyleyemeyiz. Aynı zamanda ayrı anne babaların çocuklarının problemli olmadığını da söyleyemeyiz. Ruh sağlığımız açısından anne babanın beraber olması tabi ki çok önemlidir. Ama daha da önemlisi beraber anne babaların, çocuklarına ne kadar iyi örnek olabildiğidir. Bu çerçeveden bakıldığında Türk toplumunun sağlıklı bireyler kazanması açısından eğitimli, beraber yaşayan eşlerin çocuklarının çok iyi karı-koca, iyi anne-baba modelleri olmadığını düşünebiliriz. Çoğunluğu ilkokul mezunu anne ve çoğunluğu lise mezunu olan babaların çocukları evde anne babanın birbirine şiddet uyguladığını gözlemlediğini ifade etmektedir.
Kardeş sayısı açısından baktığımız zaman uygulama yapılan grup, 2 ve üzeri kardeş sayısı belirtmiştir. Kardeş sayısının çok olması da ruh sağılığı açısından olumlu bir durumdur. Fakat ailelerin (anne-babaların) çocuklarına sağlıklı tutum içinde olmaları kaydı ile. Farkında olmadan gerek cinsiyete bağlı, gerekse başarı düzeylerine bağlı olarak bazı çocukların ön plana çıkarılması kardeş problemini ortaya çıkarabilmektedir. Maalesef burada da problemler genellikle şiddet yolu ile çözülmektedir.
İnternet ortamı gençlerin sağlıksız mesajlar alması konusunda uygun bir ortam olmaktadır. İnternet ortamında herhangi bir denetimden geçmeksizin her türlü bilgiye yazılı ve görsel olarak ulaşmak mümkün olabilmektedir. Bu ortam 15-17 yaş grubundaki henüz reşit olmamış, gördüğü olayları doğru, sağlıklı değerlendirme yetisine sahip olmayan üstelik dürtüleri ile hareket etme eğiliminde olan gençlere, dürtülerini doyurabileceği bir zemin hazırlamaktadır. İstediği her türlü bilgiye hemen sahip olabilen gençler, gerçek hayatta da istediği her şeye hemen sahip olabileceğini düşünebilmektedir. Gençlerde, kontrol mekanizmasının zayıflaması, istediği şeye hemen sahip olabileceği düşüncesinin ön plana çıkması, şiddeti ortaya çıkaran faktörler olarak düşünülebilir. Ayrıca cinselliğe ilgi duyduğu yaş diliminde porno sitelere çabuk ulaşabilmesi, sağlıksız cinsel bakış açısı verebilmektedir.
İzledikleri televizyon dizilerine bakıldığında yine Acı Hayat %10, Kurtlar Vadisi %9, Hayat Bilgisi ve Aliye dizileri ise %8 ile ön sıralarda yer almaktadır. Özellikle ilk iki dizi de ekonomik farklılıkları ve bu yönde çıkan problemlerin şiddet yolu ile çözüldüğünü görebilmekteyiz. Hayat Bilgisi dizisi ise eğitim sektörü içindeki problemleri gündeme getirmesi açısından gençlerin ilgisini çekmektedir.
Yapılan ankette büyük bir çoğunluk internete, internet cafe’lerde girdiğini belirtmektedir. Bu durum sağlıksız sitelere girmekte birbirlerini etkileme ortamı yaratabilmektedir. Ayrıca kalabalık, havasız ortamda saatlerce kalan gençler için fizyolojik açıdan da sağlıksız bir ortam oluşturabilmektedir.
Gençler verdikleri cevaplarda kontrol etme ile baskı kavramlarını karıştırdıklarını ifade etmektedirler. Aileleri ile diyalog kurarken yaşadıkları bir sorun olarak aktardıkları baskı, ailelerin gençleri kontrol etme biçiminin, baskı ile yapılmasından kaynaklanabilir.
Bu duruma şahit olan çocuk açısından annenin şiddete maruz kalması kendisinin maruz kalmasından daha kötü bir durumdur. Çünkü anne mükemmeldir, hata yapmaz. Kendisini çocuk olarak hata yapabilir görmektedir. Mükemmel anneye bile baba kızabiliyorsa, çocuk mutlaka babadan uzak durmalıdır sonucuna gidilebilmektedir. Bu durum ulaşılamayan baba ve baba gibi olanların idealize edilmesine gençlerimizi götürmektedir. Babadan ihtiyacı olan yakınlaşmayı alamayan gençler yine baba gibi mesafeli, uzak yakınlaşamayan, duygularını ifade edemeyen kişileri idealize edebilmektedirler. Polat Alemdar, Deli Yürek gibi.
Gelişim evreleri açısından baktığımızda ergenlik dönemi, sorgulamanın (hayatı, kendisini, aileyi, dış dünyayı) en yoğun olduğu evrelerden biridir. Gençler bu dönemde değişik şeyleri deneyerek sorgularlar. Özellikle anne-babaların yapma dediklerini, özellikle yaparak anne-babaların ne kadar doğru bildiklerini test ederler. Bu dönemde anne-babaların baskı yapmak yerine çocuklarıyla normal ses tonu ile konuşmaları, gençler üzerinde daha yapıcı etkiler yaratabilmektedir. Gençlerin kişiliklerin sağlıklı şekilde oturması dialog, sağlıklı iletişim ortamında mümkündür. Şiddet ortamı kişiliğin kendini ifade edememek, duyguları şiddetle ortaya koymak gibi sağlıksız oturmasına sebep olur.
Anket sonuçlarına genel anlamda baktığımızda aile yapısı, konuşan ama sağlıklı iletişim kuramayan aile yapısıdır. Kadınların güçlenmesi ile beraber kadınlar kendilerini aile içinde daha fazla söz sahibi görmektedir. Erkek kadının konuşmasına belki henüz hazır olmadığı için, belki de kendi ailesinde görmediği için, bunu kendisine başkaldırı olarak görebilmektedir. Eşlerin problem çözme yöntemi olarak genellikle şiddet kullanmaları, eşlerin birbirleri ile iletişimde daha iyi bir yöntem bilmediklerini ortaya koyduğunu düşünebiliriz. Bu durum, bir çaresizlik noktası olarak görülebilir.
Anket çalışmasında “kendinize yetişkin olarak kimi örnek alıyorsunuz?” sorusuna birinci sırada Polat Alemdar’ın ifade edilmesi bu yüzden şaşırtıcı değildir. Polat Alemdar az konuşan, mesafeli, sabırlı, sabrı taşınca şiddet kullanarak problem çözen babalarını hatırlatıyor olabilir. Bu durum gençlerin bilinç dışı olarak Polat Alemdar’a neden yöneldiğini açıklaması olarak kabul edilebilir. Aynı zamanda en çok beğendiği TV karakterlerine baktığımızda Polat Alemdar, Kenan İmirzalıoğlu, Dr. Deniz, Keremcem, Çakır karakterleri az konuşan, mesafeli (Keremcem hariç), kızınca hak edince şiddet uygulayan karakter olarak dikkatimizi çekmektedir. Gençlerin örnek aldığı diğer yetişkinlere baktığımızda Polat Alemdar’ın hemen arkasından anne, baba ve öğretmenlerin gelmesi birinci dereceden yakınların ne kadar önemli olduğunu bir kere daha göstermektedir.
En çok beğendiği sanatçıya bakıldığında Sezen Aksu birinci sırada, İsmail YK ikinci, Tarkan üçüncü sırayı almaktadır. Bu arada sanatçı olarak gençlerin duygu dünyalarını yakalayabilen, duygularına tercüman olan sanatçıları dikkate aldıklarını düşünebiliriz. Gençlerin duygularını iyi ifade eden sanatçılardan 2. sırada yer alan İsmail YK oldukça şiddet yüklü bir üsluba sahip olması ile dikkatimizi çekmektedir. Özellikle “Allah Belanı Versin” parçası gençler arasında revaçta bir parça olarak görülebilir.
Gençler okul başarısı, gelecek kaygısı ve sınav kaygısı ile zorluklarını oldukça büyük bir yüzdeyle ifade etmektedir. Gençlerin %79’u sınav kaygısı yaşadığını ifade etmektedir. Başarı kaygısı çok normal bir kaygıdır, ama eğitim kurularının sınav yeri olarak algılanması normal bir durum değildir. Eğitim kurumları, duygusal, sosyal, bilgi ve beceri düzeyi olarak gençleri hayata hazırlayan kurumlardır. Sınav yeri ağırlıklı olarak algılanması bizi eğitim sistemimizin kalitesini sorgulamaya itmektedir.
Kimlerden şiddet görüyorsunuz sorusuna babamdan %29, abimden %24, üçüncü sırada %17 oranı ile öğretmenlerin yer alması oldukça üzücü bir sonuçtur. Eğitim kurumları sağlıklı, örnek davranışların öğrenildiği bir kurum olmak zorundadır. Öğretmenin, öğrenciye şiddet uygulaması, kendisinin yetersiz, problem çözme becerisi açısından aciz, çaresiz olduğunu ortaya koymakla kalmayıp kötü model olmaktadır. Öğrenciler aynı zamanda kimleri örnek alırsınız sorusuna 4. sırada örnek alınan kişi olarak öğretmenlerin kendisini göstermektedirler. Öğretmenler örnek alınmaktadır ve iyi örnek olmak zorundadırlar. Bu durum öğretmenlerimizin pedagoji bilgisine ne kadar vakıf olduğunu düşündürmektedir.
Gençlerin “Hayatta en çok korktuğumuz şey” olarak ÖSS’yi ifade etmesi, eğitim kurumunun gerek öğretmenler gerekse öğrenciler açısından üniversiteye hazırlık kurumu olarak gördüklerini düşündürmektedir. Öğrenciler sınav kaygısı, öğretmenler ÖSS’ye ne kadar öğrenci sokacakları telaşı ile, kişisel gelişimi ihmal etmiş olabilirler.
Sınav kaygısı, gelecek kaygısı, ailede, okulda şiddet sebebi ile gençler kendilerini anlayacak kişileri bulmakta zorlanmaktadır. %72’si sigara içtiğini, %66’sı alkol kullandığını, %26’sı uyuşturucu kullandığını, %65’i bir kere denediğini, %46’sı kendisine zarar verdiğini, %71’i okuldan kaçtığını, %64’ü disiplin cezası aldığını ifade etmektedir. Bu yüzdeler gençlerimizden “bizi anlayın” çığlıklarının atıldığı rakamlardır. Gençlerimizin disiplin cezalarına bakılırsa eğitim kurumlarında çok mutlu olmadıklarını düşünebiliriz. Yine evden kaçma oranlarına bakacak olursak evde de kendilerini anlayan anne babalar bulamadıklarını düşünebiliriz. Bu durumda aralarındaki sevginin varlığı muhakkaktır. Fakat sevdikleri kişilerden ihtiyacı olan sevgiyi ve ilgiyi alamadığını, sigara, alkol ve uyuşturucu denemelerinde görmek mümkündür.
Türkiye ortalamasının eğitimli sayılabilecek anne-baba, beraber yaşayan, büyük şehirlerdeki ailelerin bir başka ifade ile toplumumuzun lokomotifi olacak ailelerin çocukları gençlerimiz, ÖSS korkusu, aileler tarafından anlaşılamayan, eğitim kurumlarında duygusal, sosyal gelişim açısından ihmal edilen, en önemli ve üzücü olanı ise birinci dereceden yakınları anne-baba, öğretmen tarafından şiddete maruz kalan ya da şiddete gözlemci olarak şahit olan gençlerdir. Önümüzdeki tablo maalesef çok iç açıcı değildir.
Bu çalışmamızı Türkiye genelinde yapmış olsak, köylerde, kasabalarda sonuç nasıl çıkar bilemeyiz. Belki daha olumlu belki daha olumsuz sonuçlar elde edilebilir. Fakat büyük şehirde 1850 kişiye yapılan çalışmanın sonuçları dikkate değerdir. Toplumumuz uzmanlardan neler talep ettiğini ifade etmektedir.
Aile eğitim programları başlatılmalıdır.
Eğitim kurumları gençlerin duygusal, sosyal gelişmelerine ağırlık vermelidir.
Devlet tarafından ailelere gerekirse ”aile danışmanlığı alabilecekleri imkanlar sunulmalıdır.
Eğitim programlarına “aile psikolojisi” dersleri konulmalı ve sağlıklı ailenin nasıl olabileceği gençlere anlatılmalıdır.
Eğitim kurumlarında hiçbir şekilde şiddet, problem çözme aracı olmamalıdır.
Ergenlik çağındaki gençlerle nasıl iletişim kuracakları ve sevgilerini nasıl ifade edebilecekleri yönünde aileler ve öğretmenlere eğitim programları hazırlanmalıdır.
İnternet konusunda aileler ve gençler bilinçlendirilmelidir.
Televizyon programları çocukların yararına olacak şekilde izlettirilmelidir. Çocuklar anneleri ile beraber sabah kuşağındaki acıklı, şiddet yüklü programları izlememeleri konusunda aileler bilinçlendirilmelidir.
|
26.10.06
Gençler Hayatı Nasıl Algılıyor - Anket Sonuçları
Demografik Özellikler
Cinsiyet:
Erkek: %52
Kız: %47
Annenizin Eğitim Durumu:
İlkokul: %60
Lise Mezunu: %32
Üniversite: %7
Babanızın Eğitim Durumu:
Lise %51
İlkokul: %25
Üniversite: %26
Anne-Baba Ayrı Mı / Bir Arada Mı:
Anne Baba Bir Arada: %77
Ayrı: %22
Kaç Kardeşsiniz :
İki :%37
İkinin Üzeri: %40
Tek Çocuk: %23
Evinizde Bilgisayarınız Var Mı :
Hayır : %76
Evet: %23
Anket Soruları
1. Kendinize Yetişkin Olarak Kimi Örnek Alırsınız ?
Anne: %11,6
Baba: %10,9
Öğretmen: %9,7
Teyze: %7,2
Dayı: %6,9
Abi: %5,6
Atatürk: %5,1
Hülya Avşar: %4,2
Tayyip Erdoğan: %3,4
Alpacino: %2,8
Hz.Muhammed: %2,6
Kuzen: %2,05
Seray Sever: %1,4
Aziz Yıldırım: %0,5
Örnek Almam: %6
2. Televizyonda Hangi Diziyi Düzenli İzlersiniz ?
Acı Hayat: %10,1
Kurtlar Vadisi: %9,1
Hayat Bilgisi: %7,67
Aliye: %7,62
Yabancı Damat: %7,4
Emret Komutanım: %7,1
İlk Aşkım: %6,6
Avrupa Yakası: %6,5
Ihlamurlar Altında: %6,2
Belalı Baldız: %6,05
Yanık Koza: %5,1
Beyaz Gelincik: %5,08
Cennet Mah: %4,9
Kırık Kanatlar: %4,3
Sev Kardeşim: %3,5
3. Televizyon Dizilerinde En Çok Beğendiğiniz Karakter Hangisidir ?
Polat Alemdar (Necati Şaşmaz): %14,5
Kenan İmirzalıoğlu: %11,4
Dr.Deniz (Nejat İşler): %10,7
Keremcem: %10,1
Çakır (Oktay Kaynarca): %9,1
Nurgül Yeşilçay: %5,7
Memati: %5,08
Okan Bayülgen: %5,02
Volkan (Ata Demirer): %4,9
Aliye(Sanem Çelik): %4,7
Feride (Yabancı Damat): %4,4
İbrahim Tatlıses: %4,1
Cem Yılmaz: %4
Haluk Bilginer: %3,6
Pınar Altuğ: %2,2
4. Beğenmediğiniz Televizyon Programı Hangisidir ?
Sabah Programları: %23,1
Ya Şundadır Ya Bunda: %18,7
Evlendirme Programları: %15,6
Star-Yıldız Yarışmaları: %13,1
Televole: %9,7
A Takımı: %7,7
Pişti: %7,3
Spor Programları: %4,4
5. En Çok Beğendiğiniz Sanatçı Kimdir ?
Sezen Aksu: %13
İsmail Yk: %11,4
Tarkan: %10,7
Keremcem: %9,2
Kıraç: %8
Ahmet Kaya :%5,6
Gökhan Özen:%5,2
Teoman: %5,1
Yalın: %4,4
Duman: %4,2
Gülben Ergen: %3,8
İbrahim Tatlıses: %3,3
Müslüm Gürses: %2,6
Nil: %2,05
Gülşen: %1,9
Funda Arar: %1,5
Yavuz Bingöl: %1,5
Yıldız Tilbe: %1,29
Zeynep Dizdar: %1,24
İsmail Türüt: %0,8
Orhan Gencebay: %0,8
Yıldız Kaplan: %0,7
Müzeyyen Senar: %0,6
Mahsun Kırmızıgül: %0,4
6. Şiddeti Tanımlar Mısınız?
Fiziksel Darbe-Kaba Kuvvet: %23
Psikolojnin Dışa Vurumu: %16
Cahillerin Yaptığı Hareketler: %13
Toplumun Yarası: %12
Zorbalık: %7
Taciz: %6
Zayıflık: %5,1
Hoş Olmayan Bişey: %2,4
Küfür: %2,4
Baskı: %1,8
Kontrolsüzlük: %1,5
Maçlar: %1,2
Kin: %1,18
İğrenç: %1,13
Acımasızlık: %0,97
Kan: %0,91
7. Şiddet Gördünüz Mü?
Evet: %74
Hayır: %25
8. Kimlerden Şiddet Gördünüz? (7. Soruya Evet Diyenler)
Babamdan: %29
Abimden: %24
Öğretmenimden:%17
Annemden:%16
Arkadaşımdan: %13
9. Hangi Sebeple Şiddet Gördünüz ? (7. Soruya Evet Diyenler)
Cevap Vermek İstemiyor: %37
Sigaradan Dolayı: %29
Alkol Kullandığım İçin:%17
Hata Yaptığım İçin: %15
10. Okulda Herhangi Bir Çetenin İçinde Misiniz ?
Hayır : %60
Evet : %26
Cevap Vermek İstemiyor: %12
11. Şiddet Uyguladınız Mı ?
Evet: %65
Hayır: %34
12. Kime Şiddet Uyguladınız? (11. Soruya Evet Diyenler)
Beni Kızdıranlara: %31
Kızlara: %25
Öğretmenlere: %19
Arkadaşıma: %9
Küçüklere: %7
Okuldakilere: %5
13. Anne Babanızı Birbirine Şiddet Uygularken Gördünüz Mü ?
Evet : %51
Hayır : %42
Cevap Vermek İstemiyor : %6
14. Hayatta En Çok Neden Korkarsınız?
Sevdiklerimi Kaybetmekten: %3,5
ÖSS den: %3,2
Yalnızlıktan: %3,08
Açlıktan: %2,8
Hayattan: %2,6
Allahtan: %2,48
Yükseklikten: %2,43
Kalabalıktan: %2,2
Karanlıktan:%1,78
Ölmekten: %1,78
Başarısızlıktan: %1,72
Cin, Peri: %1,4
Böcekten: %1,2
Sınıfta Kalmaktan: %0,9
15. Sınav Kaygısı Yaşıyor Musunuz?Neden?
Evet: %79
Hayır: %20
16. Neden Sınav Kaygısı Yaşıyorsunuz (15. Soruya Evet Diyenler)
Gelecek Kaygısı: %33
Kendime Güvenmiyorum: %21
Sınav Zor Olduğu İçin: %15
Heyecanlandığım İçin: %12
Hocalar Yüzünden: %8
Çalışmadığım İçin: %7
17. Hiç Sigara İçtiniz Mi?
Evet: %72
Hayır: %27
18. Hangi Sıklıkla Sigara İçiyorsunuz? (17. Soruya Evet Diyenler)
Tiryakiyim: %24
Günde Bir Paket: %22
Arasıra: %20
Bir Kere: %18
Canım İstedikçe: %15
19. Hiç Alkol Kullandınız Mı?
Evet: %66
Hayır: %33
20. Hangi Sıklıkla Alkol Kullanıyorsunuz (19. Soruya Evet Diyenler)
Özel Günlerde: %40
Arada Sırada: %35
Hergün: %17
Canım Sıkkın Olunca: %6
21. Hiç Uyuşturucu Kullandınız Mı?
Evet: %26
Hayır: %73
22. Hangi Sıklıkla Uyuşturucu Kullanıyorsunuz? (21. Soruya Evet Diyenler)
Bir Kere Denedim: %65
Arasıra: %3
23. Bunları Kullanırken Sizi Etkileyen Faktörler Neydi?
Okul Ve Ailevi Problem: %28
Arkadaş Çevresi Ve Özenti: %25
Merak :%17
Canım İstedi: %10
Çaresizlik: %6
Sorunlardan Kurtulmak İçin:%5
Cevap Vermek İstemiyor: %6
24.. Hiç Kendinize Zarar Verdiniz Mi? Nasıl?
Evet: %46
Hayır: %53
25. Kendinize Nasıl Zarar Verdiniz? (24. Soruya Evet Diyenler)
Psikolojik Olarak: %27
Duvara Kafamı Vurdum Ya Da Yumruğumu Vurdum: %26
Jiletle Kendime Zarar Verdim: %14
İntihar Ettim: %11
Cevap Vermek İstemiyor: %21
26. Hiç Okuldan Kaçtınız Mı?
Evet : %71
Hayır: %28
27. Neden Okuldan Kaçtınız? (26. Soruya Evet Diyenler)
Dönem Sonu Olduğundan : %34
Kız-Erkek Arkadaşım İçin: %32
Çok Sıkıldım: %17
İnternet Kafe İçin: %15
28. Hiç Evden Kaçtınız Mı?
Hayır: %87
Evet: %12
29. Neden Evden Kaçtınız? (28. Soruya Evet Diyenler)
Kuşak Çatışması: %51
Baskı: %34
Ailevi Sorunlar: %14
30. Hiç Disiplin Cezası Aldınız Mı?
Evet: %64
Hayır: %35
31. Neden Disiplin Cezası Aldınız? (30. Soruya Evet Diyenler)
Hocayla Tartıştım: %23
Kavga Ettim: %20
Okuldan Kaçtım: %17
Kız Meselesi: %14
Birini Bıçakladım: %12
Kopya Çektim: %10
32. Sizce Kurallara Uymalı Mıyız?
Bazen: %36
Evet: %29
Hayır: %22
Gerektiğinde: %10
33. En Çok Şiddeti Nerede Gözlemliyorsunuz?
Çevrede: %38
Medyada: %27
Okulda: %18
Evde: %15
34. Ne Sıklıkla İnternete Giriyorsunuz?
Hergün: %44
Haftada Birkaç Kez: %34
Arada Sırada: %10,2
Hiç Gitmem: %10,3
35. İnternette Hangi Siteleri Ziyaret Edersiniz?
Sohbet Odaları: %43
Porno: %23
Oyun: %15
Google : %9
Ödev Sitesi: %8
36. En Son Ne Zaman Kitap Okudunuz?
Hatırlamıyorum: %46
Uzun Zaman Önce: %33
Son Bir Hafta İçinde: %20
37. Gazetelerin Hangi Sayfalarını Okursunuz?
Her Yeri: %28
Magazin: %24
Spor: %17
İlksayfa: %9
Politika: %8
Haber: %6
Ekonomi: %5
38. İnternete Hangi Ortamda Girersiniz?
Kafe:%49
Ev :%19
Okul: %16
İşyeri: %14
|
[ Yazıcıya Gönder | Sayfa
Başı ]
|